Blog

Neler Yaptık Neler...

... tarihinde postalandı April 19, 2016 by Ömer Aydın | 1 Comment

Son yazıma '10 Aydır yazamıyorum' diye hayıflanarak başlamışım ve bunun üzerinden 15 Ay geçmiş...

Burası, şunu da bunu da yaptık demek için fazla değerli bir alan ve tüm çabamız zaten ürünlere yansıdığı için bu alandaki bahisin daha dolu olmasını istedim. Bu yazıda, aldığımız yoldan ziyade bunların bize neler hissettirdiğini kendi açımdan aktarmak hem bana daha iyi gelecek, hem de sanırım bu yazı daha orijinal bir formata kavuşacak... Ayrıca araya reklam sıkıştırmak hiç de zor olmaz kanımca:)

Bir şirkete ya da nispeten daha yeni bir trend olan; bir markaya 'kişilik kazandırma' düşüncesi her zaman midemi bulandırmıştır. Bu çabanın hemen devamında da içi boşaltılmış olan 'kişilik'lere (çalışan, marka takipçisi vb.) aidiyet yaratma çalışması gelir, happy hour'larla, yıllık toplantılardaki alakalı alakasız aktiviteler ve türlü zorlama 'biz bir aileyiz' mesajlarıyla eski 'devlet'lerin yerini yavaş yavaş şirketlerin aldığını düşünmüşümdür hep.

Zaten bu kişilik de genelde kurucu ortak veya yöneticinin sahip olduğu özellikleri barındırır ve sahiplenecek pek de bir şey yoktur dolayısıyla... Bu konuda düşünmeyi biraz fazla ileri götürüp distopik bir kısa öyküye başladığımı hatırladım şimdi, sıkıntılı etkinliklerden birinde telefona bunu not etmenin daha eğlenceli olacağını düşünmüş olmalıyım. Firmalar en büyük eksiklikleri olan inandırıcılıklarını gelecekte yaşam stili satarak çözüyorlarmış, örneğin bir ay tom cruise gibi yaşamak için 500 puan veriyorsun sana çalıştığın firma tepeden tırnağa imkanları sağlıyor... Her şey mobil ve her şey 'kiralık', tabii ki tatminsizlik üssel olarak artıyor ama firmaların kazançları da öyle...

Sizden bu kadar bahsettiğim yeter:) Gelelim bize... Aslında evet 15 Aydır birşey yazmamışım -ve gerçekten de bu kadar kişisel birşey yazmadım-.

Evet Nitro Brew, SCAE eğitimleri vermeye başlamamız, sonra paketlerin tekrar yenilenmesi, çalışan değişiklikleri bunlar epey bir gündem ama hiç değişmeyen bir gündemimiz de var (umarım değişir) neredeyse haftada bir aldığımız fason teklifleri...

Bir yanlış anlama var herhalde... Biz fason yapmıyoruz... Bunu ilk günden beridir bağırıyorum adeta ama bu ve benzeri tekliflerin arkası kesilmiyor. Gurur mu duymalıyız? Hiç sanmıyorum, ben bu durumlarda daha çok 'ne münasebet' şeklinde hissediyorum. Evet ne münasebet, bu düşünceye seni iten nedir? Markanı daha iyi mi duyuruyorsun? 5 sene sonra tekrar konuşalım çünkü 3 sene önce teklif yapanların çoğu şimdi yok... Ahşap kasamızı başkaları için yapmamızı isteyenler bile çıkıyor, yani bizim iş dalımızın marangozluk değil kahve olduğunu bile bile... İlk katıldığımız gıda fuarında, karşı standtan gelip, sanki 3 gün bizi izlememişler gibi hiç yüzleri kızarmadan kahveleri için ahşap kasa üretmemizi teklif etmişlerdi...

Bu ülkede biraz barbar olmalı sonucu çıkmıyor mu buradan? Yani ben nazikçe reddetmek yerine bunlara 'ne haddine senin, önce içilebilir bir şeyler üret, markanda da iki gram sahicilik olsun sonra kullanacağın kasayı düşünürsün' demeyi bilmez miyim? Çok kolay, bunları ve benzerlerini söylemek çook kolay, çünkü sadece belli bir duruş, bir ruh hali bu... En ileri seviyesinde elde tesbihin de görülebileceği, 'Buraları ben yarattım, buralar hep benim!' diyen bir ruh hali...

Ben almayayım, ne haliniz varsa görün ama ha: Artık bana ulaşmak biraz daha zor olabilir sizler için:))) Sevgili eşim Ezgi her daim en birinci danıştığımız kişi... Yeni baristamız ve her iş elinden gelen sevgili iç mimarımız Kerem, mükemmel bir güvenlik duvarı da aynı zamanda:) Kapı gibi çocuk gerçekten:) Danışmanımız Eşref bize özellikle distribütörlük anlaşmalarımızda yol gösteriyor ve Cold Drip gibi kullanılmaya can atılan (!) markamızı elinden geldiğince koruyor (evet bu bir marka ve ben aldığımda kimse kullanmıyordu)... PR Ajansımız VictoryAlpha ile hem kafaca anlaşıyoruz hem yetenekleri ile konuşturuyorlar, önümüzdeki dönem daha çok göreceğiz...

Diğer taraftan sevgili müşteriler, CoffeeNutzLAB'e gelenler, evinde veya işyerinde kahvemizi içenler ve bir tutam sevgili CoffeeNutz severler (bknz. CoffeeNutz Network) sizin yeriniz ayrı... Kahvenin buluşturduğu insanlar (kafe ya da kaave anlamında değil) hakikaten bir başka oluyor, konu güzel, insanlar güzel, niyet iyi olunca kahve bahane bile diyebilirim (evet maalesef demiş bile bulundum)...

Klişeye devam etmemek elde değil: Sizler olmasanız bu işi devam ettiremezdik. Tam olarak yapılan muhabbetler değil kastettiğim, sizde de bu deliliği gördüğüm için seviniyorum ve motive oluyorum; dünyada bu kadar önemli iş varken (!) kahve diye bir şey çıkarmışsın saatlerce konuş konuş... Konuşmaya, düşünmeye, içmeye (ooh) devam edeceğim... Fanatik bir kitlesi olan değil, kurak bir iklimde vaha da olsak fazladan mana çıkarmaya çalışanların da değil, hayatı kolaylaştırmaya çalışanların, beğenilerine değer verenlerin hatta yüceltenlerin firması olmak istiyoruz. CoffeeNutz'ın bir acelesi yok, kaplumbağa edasıyla anın tadını çıkarmak istiyoruz...

Elimizden geldiğince de güzelleştirmek...

CoffeeNutz Ahalisi Neler Yapıyor?

... tarihinde postalandı November 01, 2014 by Ömer Aydın | 2 Comments

Merhabalar!

Son yazımdan bu yana 10 ay geçmiş ve bu sürede özellikle İstanbul olmak üzere Türkiye'de bir 'kahve devrimi' başlangıcına şahit oluyoruz desek abartı olmaz sanırım. Yeni ekol ya da nam-ı diğer 3. Dalga Kahvecilik tarzında açılan bir çok kafe var. Yetkinlik, finans gücü ve yenilikçilik / yaratıcılık anlamında her seviyede örnekleri görebildiğimiz bu dönem aslında bir uyanış gibi görünüyor. 25 Aralık 2014'te ilk kez düzenlenecek İstanbul Kahve Festivali ve benzeri organizasyonların da bu uyanışta önemli payı olacak. Artık yeni bir tür 'kahve' anlayışından ana akım medyada da bahsedilmesi (bazı yanlış referanslara rağmen) sevindirici çünkü eskiden yeniye geçişin ve farkındalık yaratılmasının önemli aşamaları bunlar...

Peki bu arada biz neler yaptık?

Aslında çekirdek çeşitliliğimiz konunun önemi itibarı ile ilk bahsedilmesi gerekenlerden. İlk başlarda 'yeterli' kalitedeki çekirdeğin yoğun arge ve özen ile kavurma aşamasında piyasa kalitesinin oldukça üstüne çıkacağını bildiğimizden buna yoğunlaşmamıştık. Sonraları çeşit artırma yolunda bazı çekirdeklerden çıkıp daha performanslı çekirdeklere yöneldik ve siteyi takip edenler bazen yeni ürünlerin eklendiğini / çıkarıldığını farketmişlerdir. Belli bir hasat tükendiğinde ne yazık ki bazı ürünlere 'Tükendi' ibaresi koyuyoruz ya da önümüzdeki hasat çok ileride veya o tarlayla bir daha çalışılmayacak ise ürünü listeden çıkarıyoruz ama bu son kullanıcı için her zaman bir avantaj. Burada iş biraz çekirdekleri seçen kavurucuya yani bize düşüyor, önümüzdeki döneme dair aldığımız örnekler (sample) ümit vaadetmiyorsa o ürüne devam etmemek kararını vermemiz gerekiyor ve bu konuda müşterilerimizden de sürekli geribildirim aldığımızı belirtmeliyim... Bu çeşitlilik sürekli daha iyiye doğru devam edecek ve bir yandan stabilite sağladığımız bazı çekirdeklerde de her zaman devam etmeye niyetliyiz, bu özellikle toptan kanalda yani kafe ve işyerlerine tedariğini yaptığımız ürünlerde de olmazsa olmaz bir seçenek olarak duracak.

Yine geçtiğimiz döneme ilişkin bir yenilik ev kavurucuları için yeşil çekirdek satışına başlamamız oldu. Aslında başından beri eğitim veya yönlendirme anlamında desteklediğimiz ev kavuruculuğunu siteden satışını yaptığımız kavurma cihazının yanısıra hammadde tedariği ile de beslemeliydik, bu da oldu... (bknz. Yeşil Çekirdek Sayfası)

Bu arada internetten satışını yaptığımız Cold Drip'lerin şişelerini nasıl kırmadan müşteriye ulaştırırız çabasından doğan harika bir gelişmeden de söz edeyim. Ahşap Kasalarımız! Başta zaruriyetten doğan bu yeni ambalaj, sonradan doğada çözünebilir olduğu düşüncesiyle yeşil çekirdekler ve taze kavrulmuş kahvemizi saklayan harika bir kutu haline geldi. Aklınıza bu maliyet kalemiyle nasıl başa çıktığımız sorusu gelmiş olabilir (çok kişi soruyor) evet internet ürünlerinde bu sebeple bir miktar fiyat artışına gittik ama bilen bilir bu kalitedeki ahşabın maliyeti kahveden fazla olacağı için bizim çözümümüz kutuları üretmekten yana oldu! Kesimleri yapan ustamıza ne kadar teşekkür etsek az ama tüm parçaların birleştirilmesi, kapağın yapımı, ahşabın zımparalanması ve kaşelerin basımı tamamen CoffeeNutz'a ait! Ahşabın içindeki tüm tek-yön valfli özel kahve poşetleri de buna göre yenilendi ve yine kaşelenmesi tarafımızdan yapılıyor. Gerçi bunu yer yer ziyaretçilerimize de yaptırdığımız oluyor ama...:) (bknz. CoffeeNutz Üretim Günleri - 1)

Bu gelişmelerden son derece gurur duyduğumu belirterek kapanış paragrafıma geçeyim. Üretim tarafında duruyor olmak ve bir üretici olarak her zaman daha fazla kaynağa inmek niyetindeyiz. Bu kapsamda kullandığımız ana kalemlerde daha fazla yetkinlik kazanmak da girişimimizin en önemli değerlerinden.

Son paragraf dedim ama katılacağımız iki fuardan bahsetmemek olmazdı:) Birincisi 27-29 Kasım 2014 Harbiye Kongre Merkezinde düzenlenecek olan 'Sirha' Gıda Fuarı. Burada oluşturulan 'kahve sokağı' özellikle toptan kanalda hitap etmek istediğimiz kitle ile güzel bir buluşma yaratacak. İkincisi bu yazıda bahsettiğim ve Karaköy Rum Okulunda 25-28 Aralık 2014 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 'İstanbul Kahve Festivali'. Burada da tüm amatör ve pro kahveseverler ile buluşacak olmak şimdiden heyecan verici. Herkesi mutlaka bekleriz, girişte sağa bakmayı unutmayın;)

Sevgiler,

Ömer Aydın

Ezguita'nın Gözünden:)

... tarihinde postalandı April 14, 2014 by Ömer Aydın | 0 Comments

Ezguita (kendileri eşim olur), nam-ı diğer "okurlarına baskı kuran yazar", bloğunun son üç bölümünü CoffeeNutz'a ayırdı. Tabii ister istemez odağında kurucu yer alıyor (kim acaba?). Hiç bozmadan aşağıda paylaşıyorum.

Ayrıca linki: ezguita.blogspot.com.tr

"

Bu hikaye %1500 gerçektir. Sadece kullanılan isimler uydurulmuştur. Mr. Smith, Ömer Aydın’ın ta kendisidir. Bendeniz Mrs. Smith’in gerçek ismi ise Ezgi’dir. Sezgi’dir. Sezgin’dir. Sezginç’tir…

Birinci Bölüm: Espresso Love

Kurumsal şirketlerde çalışanların %90ını işlerinden bir müddet sonra keyif almazlar. Hatam varsa 0850 00 000'ı arayın... Ya da bazı dönemler keyif almazlar diyelim. Bu durumlarda benim gibi konuşmacı tipler dırdır vırvır konuşur, şöyle kötü, böyle kötü, şu kadar mutsuzum, bu kadar bıkkınım, yorgunum diye önüne gelene ağlak ağlak dert yanarlar. Ve sonuna eklerler "Kaş'a gidip pansiyon işleteceğim... Zeytinyağı işine gireceğim... Seferihisar'da organik tarım yapacağım... vs." Susmacı tipler de içlerinden kendilerine söylerler sadece. Dışarı cool görünürler ama onlar da tepeden tırnağa mutsuzdurlar. Tamam %80ini diyelim. Ya da %30u mutsuz, %50si de mutsuz ama farkında değil! Vardır böyle rakamlara takık insanlar. Objektiflik ve gerçekliğin sadece istatistiki verilere dayalı olduğunu sanan.

Yaptığı işten mutsuz olup da radikal bir kararla sevdiği uğraşa yönelen ve hayallerini dişiyle tırnağıyla gerçeğe dönüştüren 2 kişi tanıdım ben. İlki xbankta beraber çalıştığım arkadaşım Fırat. Dediğim dedik, çaldığım düdük, inadım inat, doğrucu davut, hayatı 0 ve 1'lerle yaşayan bir bilgisayar mühendisiydi. Şaraba merakı vardı. Kendine istifa edip memleketi Elazığ'da şarap üretmek için bir tarih belirlemişti. İşler beklediği gibi gitmedi ve o belirlediği tarihten de önce kurumsal hayattan ve İstanbul'dan ayrılarak Elazığ'daki köyüne gitti. Bu hikayenin belgeselini çekmek istiyorum ben ya da kitabını yazmak. Bir yazıya sığmayacak kadar engelle karşılaşıp, yılmadan bin tane maceraya atılıp kötülük yandaşları Darth Vader ve askerlerini tek başına yenmeyi başardı, adını aldığı yüksek debili nehir gibi enerjisi hiç tükenmeyen Fırat. Şimdi eski bağlarda tadım şenliklerini düzenliyor, Yoda gücüyle yaptığı şaraplar da marketlerin raflarında dizili... ( http://www.eskibaglar.com.tr/ )

İkinci tutku şampiyonu ise; ailemizin reisi, Brad Pitt İstanbul Şubesi, Chris Cornell Türkiye Temsilcisi Mr. Smith.

Mr. Smith'le tanıştığımda bir teknoloji firmasında 6 kişilik bir ekibi yönetiyordu. Şirketin şirin mutfağında ilk ettiğimiz şirin sohbet esnasında ekip olarak ne yaptıklarını sorduğumda "Çok şey ama aslında hiçbir şey yapıyoruz" demişti. "Aha bizim klüpten biri" demiştim ben de içimden. Samimiyetinden etkilenmiştim. Yine aynı günlerde bombastik bir vokal olduğunu öğrendim. Öyle böyle değildi hani. Tip Brad Pitt, ses Chris Cornell olunca "Hafiften uza kızım" dedim kendime. Bu adam olsa olsa otur-kaç götür-geç peşindedir. Ama çok geçmeden içinde bir Rüya Bilmecesi'nin Gael Garcia Bernal'ini taşıdığını gördüm. St Petersburg'ta yaşayan üvey halasının yeğeni Michel Gondry'di sanki.

Konuyu dağıtarak aşk hikayesine dönüştürdüğümün farkındayım. Ama Mr. Smith de benim tutkum. Üçüncü tutku şampiyonu da benim, dermişim.

Mr. Smith'in çeşitli mecralarda sek sek sekerek kahvede demir atması ve gözümün önünde yaptıklarını bir miktar mesafe koyarak izlerken ben, ortaya fantastik bir sonuç çıkarması bir adet blog yazısına sığmayacak. O nedenle hikayeyi bölü bölüveriyorum. Bu, ilk bölümdü.

Arkası yarın...

İkinci Bölüm: Black Coffee

Nerede kalmıştık? Mr. Smith ile Michel Gondry'nin üvey kuzenler olduğunu öğrendikten sonra rahatladım, kendimi koyverdim gitti... Ayarım olmadığı için fazla koyvermişim; zira tanıştıktan üç hafta sonra çıkmaya başlayıp ondan bir hafta sonrasında da annesi Şerefnur Hanım'la akşam yemekli ilk karşılaşmamızda Hollanda'da birtakım uyuşturucuların serbest olmasından ve eşcinselliğe nasıl baktığımdan söz ettim! Bu kadar açık görüşlülük ve sözlülük masada derin bir sessizlik ve midede hazımsızlık yarattı, çaresizce anne ve oğulun gözlerinin içine bakarak "Yanlış mı düşünüyorum?" diye birtakım sözcükler geveledim... Daha bir irtifa kaybettim...

Derken teknoloji firmasında 1 yıl boyunca mobbing yedikten sonra ona mobbing yapan yöneticinin de dahil olduğu bir grup insanla birlikte işten çıkarıldı Bay Smith. Bu vaka bana yaradı, tası tarağı toplayıp 1 km berideki benim eve taşındı! Ben söylesem zinhar yapmazdı. Sıracevizler'de geçirdiğimiz o muhteşem 9 ay boyunca Mr. Smith işsiz olmasına rağmen hep çok ama çok meşguldu. "Yarın köşedeki kuru temizlemeciden paltomu alır mısın?", "Alamam yarın çok işim var çok". 

Mr. Smith bu 9 ay boyunca nelerle uğraştı? Neden bu kadar meşguldü?

Bir ara müzikte kariyer yapmak istedi. İzmit'te bir pazar günü aile konseyi toplandı ve talep onaylandı. Ama müzik piyasası jingle jungle'dı.

Bir ara profesyonel manada organik tarım işine girmek için ilk adım olarak balkonda domates, biber yetiştirmeye çalıştı. Onunla eş zamanlı tohumları saksılara eken teyzem yaz boyu 23 kere mahsül toplamasına rağmen sanayi toplumu enstelasyonundan ibaret bienal manzaralı balkonumuz, boyum kadar uzayan dallarla amazona döndü, amma velakin bir adet domates ya da biber yemek bir kenara görmek bile nasip olmadı.

Bir ara felsefe doktorası yapmak istedi, ahir zamanlarda üniversiteden sınıf arkadaşım olan, şimdiyse aynı üniversitenin farklı bölümünde öğretim görevlisi ve su perileri familyasının bir başka üyesi Sevgili Yıldız'ın sinema ve felsefe master derslerine katıldı. Bir yanlış anlama ile doktora sınavını kaçırdı.

Bir ara para kullanmadan takas yöntemiyle yaşamaya çalıştı; gitar çalmayı öğretme, müzik ve film arşivini paylaşma vs. karşılığında bu arşivleri düzenleyecek ve albüm ya da film görsellerini ekleyecek bir kişi bile bulamadı! İnanılmaz di mi? Perdenin arkasına saklanıp "Meğerse burası benim evimmiş" diyen Fırat gibiydi sanki.

Uzun lafın kısası Mr. Smith daldan dala kondu; arada iphone aplikasyonu fikirleri gibi ufak çıkışları saymıyorum bile. Ve bendeniz Mrs. Smith tüm bu zaman zarfları, zarf tümleçleri, fikir süzgeçleri içinde Mr. Smith'in baş destekçisiydim, bazı bazı saçmaladığını düşünsem de.

Sevgili arkadaşlarım bu ziyaret amacını aştı farkındayım. Ama pat diye de konuya girilmiyo ki anacım. Hele bi de konuşma düşkünüysen. 

Sizlere sebze olsaydı patates olurdu Kenan Doğulu'nun Aklım Karıştı şarkısıyla bugünlük veda ederken yarın söz veriyorum mevzuya giricem hem de motosikletle. 

Üçüncü Bölüm: Cold Brew

2 gün önce klavyeye aldığım yazımda "Yarın konuya motosikletle giricem" demiştim ya benim motosikletim yok, olsa da kullanamam zaten. Hatta motosiklet ehliyetim de yok. Hoş olsaydı da kullanamazdım zaten. B tipi sürücü ehliyetim var da noluyo? Araba da kullanamıyorum. İlgim yok da ondan. Olsa yolların hakimi benim...

O sebepten Münür'den rica ettim, "Motosikletle götürür müsün beni?" diye. Hayır biliyorum motorunu sattı ama başkasından ödünç alır belki hani. Nitekim "Olur" dedi, ama bu saat oldu hala gelmedi. Ondan yani yazının gecikmesi.

...

Aslında başka bir yazıda sözetmiştim Mr. Smith'in internette sörf yaparken ABD yapımı, bazuka model, ev tipi, taşınabilir bir espresso cihazı bulup onu getirtmesiyle başladı tüm hikaye. Cihaz gelince günde 29 kere kahve yapmaya başladı ve paralelde de her dışarı çıkışımızda cihazı yanında taşımaya. Hem korkudan, hem de Ömercik üzülmesin diye anneler grubu Şerefnur ve Meryemnur'un bile günde 8 kere kahve içmek sebebiyle mide delinmesi problemiyle karşı karşıya kalmaları neticesinde "Yeter artık oğlum" şeklindeki isyanları tabi ki de onu durdurmadı. Eve gelen herkese "Kahve içer misiniz?" diye soruyor, "Hayır" yanıtını alsa bile yapıp getiriyor, insanlara adeta zorla içiriyordu yaptığı kahveyi. 

Önce bazuka espresso makinesine mısır patlatma cihazı eklendi. Prof. Dr. Zihni Sinir tarzı bir çalışma şekli, bir duruş geliştirerek elinde mısır patlatma seti ve yurtdışı ve içi çeşitli mecralardan getirttiği kahve çekirdekleriyle geceleri genelde herkes yattıktan sonra balkonda 3'e, 4'e kadar süren kahve kavurma denemeleriyle gerçek manada kahve kavurma işine başlamış oldu. 

Bir ara balataları sıyırdığını düşündüm; zira konuya dair bilgi ve pratik seviyesi arttıkça gittiğimiz kafelerde kimi zaman arsızca baristayı makinesinin başından ufak ufak yana kaydırarak kendi kahvesini yapıyor, bir taraftan da alaydan yetişme adamcağızın hatalarını sıralıyordu. Bu kafa gidik hareketlerin en tepe noktası onsuz çıkmak zorunda kaldığımız yaz tatilinde yaptığımız bir telefon konuşmasında söyledikleridir; 

- Naber canım?

-- Ezgi, acil serum bulmam lazım.

- Hayırdır? Neden? Bişi mi oldu yoksa?

-- Soğuk demleme cihazına eklemeler yapıyorum. Çok düşündüm; suyun eşit aralıklarla damlamaya devam etmesini ancak bir serum sağlayabilir!

Ertesi gün hastanelerde kullanılan dijital serum damlatma makinesini aldığını öğrendim.

Ben ne o zaman, ne de Güney Kore'den piknik tipi, ev kullanımına uygun, taşınabilir kahve kavurma cihazını ilk getirttiği zaman konunun ciddiyetini kavrayabilmiştim. Benim mevzuya uyanmam için o sıralarda çalıştığı şirketten ayrıldığında aldığı tazminatın epey yüklüce bir kısmını İsveç'te özel kahve kavurma derslerine gömdüğünü görmem gerekiyormuş...

Kafasında bir dolu bilgi ile balkonda bin şekilde, bin farklı kombinasyonla kavurarak kahveyi bin deneyime sahip oldu. Aylar boyu uykusuz kalması da cabası.

Derken dükkan bakmaya başladık. Daha uzaklarda aranırken benim konuşmacı mizacım sayesinde eve 50 metre ötede bulduk dükkanımızı. Prof. Dr. Zihni Smith Kahve Kavurma Laboratuvarı.

Mr. Smith yorgun ama gözlerinin içi parlıyor.

Ona duyduğum hayranlık günbegün artıyor.

"

XX

Neler Oluyor?

... tarihinde postalandı January 19, 2014 by Ömer Aydın | 0 Comments

Son 2 Ay hızlı geçti. Sitemizden sanal POS ile satışlar başladı, bonvagon internet portalinde CoffeeNutz olarak özel bölümümüz var ve en önemlisi Burak CoffeeNutz ailesine katıldı (evet benim aksime facebook'ta aktif olan arkadaş:)). Bu dönemde Soğuk Demleme Kahvemizin lezzetini önemli ölçüde artırdık ve ürün gamını sadece çekirdeklerin yöresi değil demleme yöntemine göre de ayırmaya karar verdik. Şimdi 'damlatma' ve 'bekletme' yöntemleri ayrı ayrı şişeleniyor ve emek yoğun 'damlatma' yönteminde de büyük siparişleri karşılamanın yollarını bulmuş durumdayız. Bütün bunlarda etrafta olabildiğince kahveden çatlağa ihtiyaç oluyor ve çatlak müşterilerimizin yanısıra Burak yorumlarıyla önemli katkılarda bulundu, bu CoffeeNutz için büyük bir artı...

Bu arada kahve üzerine kazanımlarımızın neredeyse tamamını anlatmamı 'sır vermek' olarak yorumlayanlar hala çoğunlukta... Galiba bunun sebebi benim bu işi teknikten ziyade bir sanat / zanaat olarak görüyor olmam. Bir zaman makinasıyla 1950'lere gitseniz ve Elvis Presley'in tüm şarkılarını söylemeye ve hareketlerini taklit etmeye çalışsanız bildiğimiz Elvis Presley kadar başarılı olur muydunuz? Bence neredeyse imkansız ama bu size tatmin sağlar mıydı o da ayrı bir konu...

Yine de kabul etmek gerekir ki 'kahve' dünyadaki en büyük zirai meta ve bundan fazlası olduğunu düşünenlerin çok çalışması gerekiyor.

Biz de öyle yapıyoruz...

Merhaba!

... tarihinde postalandı December 01, 2013 by Ömer Aydın | 0 Comments

CoffeeNutz®, Kozyatağı CoffeeNutz LAB'den sonra artık online!

3rd Wave, Specialty, Gurme Kahve ya da hangi ismi uygun görürseniz; biz kahvenin çok özel bir değer olduğunu düşünüyoruz. CoffeeNutz bunu paylaşmak için kuruldu. Paylaşmak ve daha fazla kahve ile / kahvenin içinde yaşamaya devam etmek için.

'Kahve' hepimizin hayatında ve yakınında, onu beğeniyoruz, beğenmiyoruz, fikir yürütüyoruz ama bir o kadar da yabancıyız. Kavrulmuş kahve çekirdeği; şarap veya benzeri herhangi bir komplike gıda ürününden çok daha karmaşıktır ve kahve üretimindeki her bir sürecin, dalından toplanmasından bardağa gelene kadar, çıktıya çok önemli etkisi vardır. Biz CoffeeNutz® olarak bu zincirdeki belki de en önemli etkenin kahvenin kavrulma süreci olduğunu düşünüyor ve bilgi, birikim ve araştırmalarımızın en önemli kısmını burada sürdürüyoruz. İnanıyoruz ki gerçekten 'en iyi' bardak daha içilmedi, demlenmedi, kavrulmadı, belki daha tohumu ekilmedi bile... Ama zamanın bir noktasında bir yerde bizi bekliyor ve biz onu bulacağız!

Posted in CoffeeNutz, CoffeeNutz Coffee Roasters, Kahve Kavurucuları