Neler Yaptık Neler...

Gönderildiği tarih April 19, 2016 by Ömer Aydın | 1 Comment

Son yazıma '10 Aydır yazamıyorum' diye hayıflanarak başlamışım ve bunun üzerinden 15 Ay geçmiş...

Burası, şunu da bunu da yaptık demek için fazla değerli bir alan ve tüm çabamız zaten ürünlere yansıdığı için bu alandaki bahisin daha dolu olmasını istedim. Bu yazıda, aldığımız yoldan ziyade bunların bize neler hissettirdiğini kendi açımdan aktarmak hem bana daha iyi gelecek, hem de sanırım bu yazı daha orijinal bir formata kavuşacak... Ayrıca araya reklam sıkıştırmak hiç de zor olmaz kanımca:)

Bir şirkete ya da nispeten daha yeni bir trend olan; bir markaya 'kişilik kazandırma' düşüncesi her zaman midemi bulandırmıştır. Bu çabanın hemen devamında da içi boşaltılmış olan 'kişilik'lere (çalışan, marka takipçisi vb.) aidiyet yaratma çalışması gelir, happy hour'larla, yıllık toplantılardaki alakalı alakasız aktiviteler ve türlü zorlama 'biz bir aileyiz' mesajlarıyla eski 'devlet'lerin yerini yavaş yavaş şirketlerin aldığını düşünmüşümdür hep.

Zaten bu kişilik de genelde kurucu ortak veya yöneticinin sahip olduğu özellikleri barındırır ve sahiplenecek pek de bir şey yoktur dolayısıyla... Bu konuda düşünmeyi biraz fazla ileri götürüp distopik bir kısa öyküye başladığımı hatırladım şimdi, sıkıntılı etkinliklerden birinde telefona bunu not etmenin daha eğlenceli olacağını düşünmüş olmalıyım. Firmalar en büyük eksiklikleri olan inandırıcılıklarını gelecekte yaşam stili satarak çözüyorlarmış, örneğin bir ay tom cruise gibi yaşamak için 500 puan veriyorsun sana çalıştığın firma tepeden tırnağa imkanları sağlıyor... Her şey mobil ve her şey 'kiralık', tabii ki tatminsizlik üssel olarak artıyor ama firmaların kazançları da öyle...

Sizden bu kadar bahsettiğim yeter:) Gelelim bize... Aslında evet 15 Aydır birşey yazmamışım -ve gerçekten de bu kadar kişisel birşey yazmadım-.

Evet Nitro Brew, SCAE eğitimleri vermeye başlamamız, sonra paketlerin tekrar yenilenmesi, çalışan değişiklikleri bunlar epey bir gündem ama hiç değişmeyen bir gündemimiz de var (umarım değişir) neredeyse haftada bir aldığımız fason teklifleri...

Bir yanlış anlama var herhalde... Biz fason yapmıyoruz... Bunu ilk günden beridir bağırıyorum adeta ama bu ve benzeri tekliflerin arkası kesilmiyor. Gurur mu duymalıyız? Hiç sanmıyorum, ben bu durumlarda daha çok 'ne münasebet' şeklinde hissediyorum. Evet ne münasebet, bu düşünceye seni iten nedir? Markanı daha iyi mi duyuruyorsun? 5 sene sonra tekrar konuşalım çünkü 3 sene önce teklif yapanların çoğu şimdi yok... Ahşap kasamızı başkaları için yapmamızı isteyenler bile çıkıyor, yani bizim iş dalımızın marangozluk değil kahve olduğunu bile bile... İlk katıldığımız gıda fuarında, karşı standtan gelip, sanki 3 gün bizi izlememişler gibi hiç yüzleri kızarmadan kahveleri için ahşap kasa üretmemizi teklif etmişlerdi...

Bu ülkede biraz barbar olmalı sonucu çıkmıyor mu buradan? Yani ben nazikçe reddetmek yerine bunlara 'ne haddine senin, önce içilebilir bir şeyler üret, markanda da iki gram sahicilik olsun sonra kullanacağın kasayı düşünürsün' demeyi bilmez miyim? Çok kolay, bunları ve benzerlerini söylemek çook kolay, çünkü sadece belli bir duruş, bir ruh hali bu... En ileri seviyesinde elde tesbihin de görülebileceği, 'Buraları ben yarattım, buralar hep benim!' diyen bir ruh hali...

Ben almayayım, ne haliniz varsa görün ama ha: Artık bana ulaşmak biraz daha zor olabilir sizler için:))) Sevgili eşim Ezgi her daim en birinci danıştığımız kişi... Yeni baristamız ve her iş elinden gelen sevgili iç mimarımız Kerem, mükemmel bir güvenlik duvarı da aynı zamanda:) Kapı gibi çocuk gerçekten:) Danışmanımız Eşref bize özellikle distribütörlük anlaşmalarımızda yol gösteriyor ve Cold Drip gibi kullanılmaya can atılan (!) markamızı elinden geldiğince koruyor (evet bu bir marka ve ben aldığımda kimse kullanmıyordu)... PR Ajansımız VictoryAlpha ile hem kafaca anlaşıyoruz hem yetenekleri ile konuşturuyorlar, önümüzdeki dönem daha çok göreceğiz...

Diğer taraftan sevgili müşteriler, CoffeeNutzLAB'e gelenler, evinde veya işyerinde kahvemizi içenler ve bir tutam sevgili CoffeeNutz severler (bknz. CoffeeNutz Network) sizin yeriniz ayrı... Kahvenin buluşturduğu insanlar (kafe ya da kaave anlamında değil) hakikaten bir başka oluyor, konu güzel, insanlar güzel, niyet iyi olunca kahve bahane bile diyebilirim (evet maalesef demiş bile bulundum)...

Klişeye devam etmemek elde değil: Sizler olmasanız bu işi devam ettiremezdik. Tam olarak yapılan muhabbetler değil kastettiğim, sizde de bu deliliği gördüğüm için seviniyorum ve motive oluyorum; dünyada bu kadar önemli iş varken (!) kahve diye bir şey çıkarmışsın saatlerce konuş konuş... Konuşmaya, düşünmeye, içmeye (ooh) devam edeceğim... Fanatik bir kitlesi olan değil, kurak bir iklimde vaha da olsak fazladan mana çıkarmaya çalışanların da değil, hayatı kolaylaştırmaya çalışanların, beğenilerine değer verenlerin hatta yüceltenlerin firması olmak istiyoruz. CoffeeNutz'ın bir acelesi yok, kaplumbağa edasıyla anın tadını çıkarmak istiyoruz...

Elimizden geldiğince de güzelleştirmek...


Önceki

1 Response

Ezguita
Ezguita

April 20, 2016

Sevgili Ömer Bey, eskiden kahveyi ancak şekerli ve sütlü nescafe formatında içen bir personam vardı:) Sayenizde kahvenin acı, apacı bişi olmadığını, en güzel tadının şekersiz içildiğinde alındığını, benim gibi koku ve tat avcılarına %100 bağımlılık garantisi vaat ettiğini öğrendim. Ve de beylik sloganı şu şekilde güncelledim; “Güne kahveyle değil CoffeeNutz’la başlanır.”

Yanıt Bırakın

Yorumlar gösterilmeden önce gözden geçirilecektir.